21 Aralık 2008 Pazar

Eski yargılar ve yeni gerçekler

Değerli dostum Mevlüt Aksan ile sohbet ediyoruz. "Eski yargılar, yeni gerçekleri anlamaya izin vermiyor." Sorunlar önemli ölçüde buradan kaynaklanıyor.

Örneğin, geçmişte perakende bakkaliye ürünleri pazarında, bakkalların pazarı %80, market ve hipermarketlerin pazarı %20 idi. Bakkallar çoğunlukta olduğu için de, gıda üreticilerinin tüm pazarlama yapılanmaları, bakkallara yapılacak dağıtıma odaklıydı. Binlerce dağıtımcının çalıştığı organizasyonlar oluştu. Bugünse bu pazar yapısı tersine dönmüş durumdadır. Pazarın %80'i market ve hipermarketlerden, geri kalanı da bakkallardan oluşuyor. Öyleyse gıda üreticilerinin dağıtım yapılarını da değiştirmeleri gerekiyor.

"Küçük alandaki verimlilik arayışı, büyük planda kaybetmeye yol açıyor." Bir şirketin 20 ürünü var. Çok büyük bir müşteri bu 20 ürüne talip. Ancak bir ürünün fiyatı, müşterinin istediği fiyattan pahalı. Müşteri birini bırakıp diğerlerini almaya razı değil, çünkü az sayıda tedarikçiyle-mal satıcısıyla çalışmak istiyor. Sonuçta o tek üründe zarar etmeyi kabul etmiyorsunuz ve müşteri sizden hiçbir şey almıyor. Halbuki 19 ürünü sattığınızda, o tek ürünün zararı hayli çıkacak ve belki de zamanla siz o fiyatını indiremediğiniz ürünün maliyetini de düşüreceksiniz.

Amerikan otomobil üreticileri ile, Japon otomobil üreticileri arasında radikal farklar var. Amerikan otomobil üreticisi, üretimi için parça alırken fiyatı öldürür. O kadar ki, tedarikçi malı satabilmek için maliyetinin altına iner. Anlaşmayı yaptıktan sonra da maliyetlerini düşürebilmek için elemanlarını çıkarır. Buna zorladığı için otomobil üreticisi müşterisinden nefret eder. Aynı zamanda işyerinden çıkarılmayan elemanlar da iştahsız ve motivasyonu düşük bir şekilde çalışırlar. Üretim ve ürün kaliteleri düşer. Aynı zamanda iyileştirme ve yenilikçilik gündemden tamamen uzaklaşır.

Japon otomobil üreticileri ise, satın alma yaparken tedarikçisinin maliyetini öğrenir ve ona iyi kâr edeceği bir marj verir. Ancak bu marjla ortaya çıkan fiyat, piyasa fiyatının üstündedir. Diyelim ki, Amerikan otomobil üreticisinin aldığı fiyatın üstündedir. Bununla birlikte Japon üretici, kendi tedarikçisinin yönetimine ve organizasyonuna karışır. Der ki, şu eğitimleri alacaksınız, süreçlerinizde şu iyileştirmeleri yapacaksınız. Bunları birebir takip eder. Sonuçta işçi çıkarmamış, eğitim almış, süreçlerinde iyileştirme yapmış tedarikçi, genel maliyetlerini düşürür. İşyerinde motivasyon yüksektir ve icatlar, iyileştirilmiş, geliştirilmiş ürün ve hizmetler ortaya çıkar. Bütün bunlar da Japon otomobil üreticisinin aldığı ürünlere yansır. Sonuçta Amerikan otomobil üreticisi, kalitesiz ürünlerle milyarlarca dolar zarar edip Amerikan Kongresi'nden iflas ediyoruz kurtarın bizi derken, Japon otomobil üreticisi milyarlarca dolar kâr eder ve kimseye de muhtaç olmaz.

"Siz çalışanlarınıza sahip çıkarsanız, çalışanlarınız da işinize ve müşterilerinize sahip çıkarlar." Türkiye'de Antalya'da harika oteller ve tatil köyleri var. 5 yıldızlı değil, 6 yıldızlı, 7 yıldızlı binalar, konsept oteller. Ama hizmet kalitesi 5 yıldızlı değil. Neden değil? Ortalama otel sahipleri kârlılıklarını yüksek tutmak için elemanlarına sahip çıkmazlar. Sezon sonu işten çıkarır. Personelini çalıştırırken nalıncı keseri gibi, sürekli kendine yontar. Personel istihdamında sürekliliği sağlamak için çalışmaz. Personel de (hepsi değilse de bazıları) müşteriye 5 yıldızlı değil, 2 yıldızlı bazen de yıldızsız bir hizmet verir.

Hayatımızdan geçerliliğini yitirmiş eski yargıları çıkarmalı, yeni gerçeklere uygun bir yapı ve davranış geliştirmeliyiz.

Rahatınızı bozun!

Filmler de kitaplar gibi insanı düşündürüyor. Son dönemde izlediğim bazı filmlerden söz edeceğim. Öncelikle Togan Gökbakar'ın Recep İvedik'ten söz etmek istiyorum.

Recep İvedik'in İstanbul'dan başlayan, Antalya'ya uzanan macerasında başından geçenler, Türkiye'mizin sıradan insanının güzel ve eğlenceli bir karikatürü. Araya kamyoncular derneğine üyelik töreni gibi fantastik öğelerin katılması, daha yüksek beklentileri olan insanları da mutlu etmiş olabilir. Karakterimiz İstanbul'da bularak Antalya'ya götürdüğü işadamının cüzdanından hiçbir şey almıyor; ama işadamına da seni her an bir şey için arayabilirim demekten de geri durmuyor. Dürüstlükle çıkarcılığın yan yana gittiği çok ilginç bir kişilik Recep İvedik. Güzel kadınlara bakmaktan geri durmasa da, çocukluk aşkına beslediği sevgiyi yetişkinliğinde de saklayan romantik bir kişiliğe sahip. Kullanılan dilin çocuklar için uygun olduğunu düşünmüyorum ama yetişkinler için güzel bir eğlencelik.

Roland Emmerich'in 'Milattan Önce 10.000' isimli filmi, belirli ölçüde bazı klişeler içerse de, bir film içinde kurgusal bir liderin ortaya çıkışı oldukça güzel işlenmiş. Milattan 10 bin yıl önce mamutlarla çarpışan bir kavmin içinden bir gencin, kendi toplumunun geleceğini değiştirmesi. Üniversitelerde liderlik derslerinde gösterildikten sonra bir-iki saatlik tartışmalarla değerlendirilebilecek güzel bir yapım. Bir parça Mel Gibson'ın Apocalypto'sunu çağrıştıran bölümleri olsa da liderlik konusunu işlemesi açısından daha başarılı bir film.

Orijinal bir çizgi film izlemek isterseniz, son dönemin en müthiş filmi Brad Bird ve Jan Pinkava'nın 'Ratatouille-Ratatuy'. John Lasseter'in Toy Story'sinden sonra en müthiş öykülerden bir tanesi. Tüm yetişkinlere ve çocuklara tavsiye ederim. Birkaç defa izledim. Çok ince ayar çalışılmış ve müthiş bir mesajı var. Filmin sonunda kağıdınızı kaleminizi hazırlayın ve yemek eleştirmeninin müthiş yorumu olan cümleyi yazdıktan sonra 'Bu adam ne demek istedi?' diye düşünün. Bu arada animasyonlardan söz etmişken bir başka süper animasyonu da önereyim: Kelly Asmaron ve Lorna Cook'un 'Spirit'i. Çizgi filmlerde dramanın zirvesi. Kişisel gelişim açısından süper bir öykü.

'Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım' Bayrampaşa Cezaevi'ndeki hükümlüler başka bir cezaevine aktarılmadan önce çekilmiş çok hoş bir film. Çamaşır yıkama sahnesi son derece güzel. Türkiye'deki hukuk sisteminin yavaş işleyişine dikkat çekiyor. Hukuk sistemi ne var ki, sıradan insanları koruyamıyor.

Wes Anderson'un Darjeling Limited, bu yıl izlediğim en rahatsız edici filmlerden biriydi. Üç erkek kardeşin yüzlerce çanta ve bir asistanla Hindistan'da yaptıkları manevi bir yolculuğun öyküsü. İğrenç üç karakterin öykünün sonunda normalleşmeyi başarmaları izleyiciyi şaşırtabiliyor. Wes Anderson'un 2001 yılında yaptığı The Royal Tennenbaums isimli filmi, Darjeling Limited'in çıkış noktası gibi. Bu filme de ayrıca tahammül etmeniz gerekiyor. Ancak kişisel gelişim/değişim/dönüşüm geçirme açısından laboratuvar niteliğinde iki film.

İzlediklerimin içinde en çarpıcı film, Robert Redford'un Lions for Lambs-Kuzular İçin Aslanlar isimli filmi. Neden en çarpıcı film? Benim uzun süredir insanlara anlatmaya çalıştıklarımı 'küt' diye önünüze koyuyor. Filmin içinden Amerikan politikasını çıkararak sadeleştirdikten sonra elimizde süper bir mesaj kalıyor: "Televizyonlarınızı kapatın, eleştirmeyi bırakın, rahatınızı bozun ve dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapın."

Not: İnsancıl Kapitalizm Yazıları'na kısa bir ara verdim; sürdüreceğim.

İnsancıl kapitalizm-2

Z-Mart isimli hipermarket, yüksek alım gücüyle malları çok ucuza alıyor ve mağazalarında uygun fiyata satıyor. Tüketiciler, Z-Mart'tan son derece memnun; çünkü daha önce 2 liraya aldıkları malları 1 liraya alıyorlar.

Z-Mart, Bamburt'ta bir mağaza daha açıyor ve bölgedeki küçük bakkaliyelerin varlığını tehdit ediyor. Bamburt'ta 2 bin lira ile geçinen Sabır isimli bakkalın ayakta kalması için her mala en az yüzde 20 kâr koyması gerekiyor. Çünkü ayda ortalama 10 bin liralık mal satıyor. Z-Mart, Sabır bakkalın 10 liraya sattığı malı 7 liraya satıyor. Bamburtluların birçoğu Z-Mart'tan alışverişe başlıyor. Sabır Bey, bakkaliyeyi kapatmak zorunda kalıyor.

Sabır bakkaldan alışverişi kesenlerden biri de tasarımcı Kura Bey. Z-Mart'taki çikolataların ucuzluğundan çok memnun. Çocukluğu boyunca almak isteyip yoksulluktan alamadığı çikolataları bol bol alabiliyor. Kendisi de Bamburt'ta dünyanın en büyük çikolata üreticilerine ambalaj kâğıdı üreten bir fabrikada tasarımcılık yapıyor. Z-Mart, yeni bir üreticiden 100 milyon koli çikolata alacak. Ancak üreticiden bu kadar büyük bir alım için toptan fiyatı 100 lira olan çikolatanın kolisini 50 liraya almak istiyor. Üretici, böyle bir müşterinin işini yapmamayı aklından bile geçiremiyor. Diğer yandan fiyatı bu kadar düşürebilmesi mümkün değil. Çünkü çikolatanın kolisini 80 liraya mal ediyor. Ancak bu büyüklükteki siparişi kaçırmamak amacıyla maliyetleri düşürmek için her türlü fikri deniyorlar. Öncelikle personeli yarıya indirerek verimliliği 2 katına çıkarabilir miyiz diye düşünüyorlar. Karar uygulanıyor. Ancak yeterli maliyet düşüşü sağlanamıyor. Tedarikçilerine fiyatları düşürmesi için baskı yapıyorlar. Kakaodan fıstığa, yağdan süte kadar tüm mal sağlayıcılarına baskı yapıyorlar. Baskı yaptıkları kuruluşlardan biri de Kura Bey'in çalıştığı ambalaj üreticisi. Çikolata ambalajı üreten şirket de maliyetleri düşürmeye personelden başlıyor ve o fabrikada personelin yüzde 40'ını işten çıkarıyor. İşten çıkarılanların arasında Kura Bey de var. Kura Bey, bir sürü borç içindeyken kendini bir anda işsiz buluyor. Zorunlu ihtiyaçları karşılamak için Z-Mart'a gittiğinde o çok sevdiği ucuz çikolatalara bakıyor; ama alamıyor.

Lokantacı Kul Bey, Bamburt'ta 1990 yılında açtığı lokantayı işletiyor. Temiz bir lokanta ve lezzetli yemekleri var. Lezzetli ama ülke çapında ün yapacak herhangi bir ürünü yok. Yine de çevredekilerin sürekli gelip yemek yediği bir lokanta. Şehirlerine ilk önce dünya çapında ünlü bir hamburger zinciri geliyor. Daha sonra bir pizza zinciri. Bunlara bir tatlı zinciri de ekleniyor. En son olarak ülkenin en büyük şehrinde ev yemekleriyle ün yapmış 100'den fazla şubesi olan bir lokanta açılıyor. Bütün bu gelişmeler Kul Bey'i düşündürüyor. Çünkü günden güne lokantanın müşterileri, yeni açılan zincirlere gidiyor. Kul Bey, çalışanlara klasik bir patron gibi yaklaşıyor. 5 dakika geç kalsalar fırçayı basıyor. Ancak çalışanlar işten üç saat geç çıkınca onlara bırakın fazla mesai vermeyi, teşekkür bile etmiyor. Hatta bahşişleri bile dağıtmıyor. Çalışanların morali genel olarak bozuk. Müşterilere güler yüzle yaklaşmıyorlar; çünkü yaptıkları işe ve patronlarına karşı sevgileri yok. Aşçıbaşı bir tatlı icat ediyor; bu tatlının yeni müşteri çekmesi ya da eski müşterileri getirmesi ihtimali var. Fakat patrona söylemiyor. İşler giderek bozuluyor ve Kul Bey sonunda lokantayı kapatıyor. Uzun süre işsiz kaldıktan sonra büyük zincir restoranlardan birkaçına iş başvurusu yapıyor. Bunlardan yerel bir zincir, Kul Bey'i bir şubeye müdür yardımcısı olarak alıyor. Eski patron, artık işçi. Birlikte çalıştığı müdür ve şirketi, çalışanların fikirlerini almıyor. Geç kalınca fırçayı basıyorlar; herhangi bir özveri hiçbir şekilde takdir edilmiyor. Ücret de üç kuruş; ama Kul Bey ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda.

İki bayram arasında huzurlu olmanız dileğiyle...