30 Kasım 2008 Pazar

İnsancıl kapitalizm-1

Kareks Şirketi'nin çalışan sayısı 10 bin. Yıl sonunda tahminlerin çok üstünde bir kâr açıklıyor. Bu kâr, olduğu gibi hissedarlara kâr payı olarak gidiyor. Çalışanlar normal ücretlerini almaya devam ediyor. Yaşam kalitelerinde geçici ya da kalıcı bir iyileşme olmuyor.

Halbuki bu ilave kâr, onların beceri ve çalışmalarının eseri.

Keyf-i Dem isimli küçük bir çay bahçesi. Kasada patron oturuyor. Çay ocağının başında genç bir çalışan. Sanki laboratuvarda özel bir deney yapıyormuşçasına çok özel ve çok lezzetli bir çay demliyor. Garsonlar görebileceğiniz en zarif ve en hızlı servisi yapıyor. Müşteriler; bu çay bahçesine gelmekten, hizmet almaktan çok memnun. Patron iyi kazanıyor; ama çalışanlar asgari ücretli. Garsonlara üç beş kuruş bahşiş kalıyor; çay ocağının başındaki genç onu da almıyor.

P-Bank isimli büyük bir bankada 18 bin kişi çalışıyor. Krizin yaklaştığını ve işlerin hafifleyeceğini fark edince, 2 bin kişiyi işten çıkarıyorlar. Yapılan hesaplara göre o yıl zarar etmeyecek, ama kârı düşecek. Banka, kârı düşmesin diye 2 bin kişilik yükü taşımıyor. Kriz bitince bunların yerine yeni personel alacak. Bu arada, bankanın büyük hissedarının malikânesinde 30 hizmetçi, aşçı ve şoför çalışıyor. Malikânenin aylık gideri 400 bin dolar civarında; yaklaşık 200 kişinin maaşı kadar bir harcama söz konusu. Kriz zamanında bu harcamada herhangi bir düşme olmuyor. Bankanın büyük hissedarı, aynı lüks yaşam standardını sürdürürken işten atılan çalışanlar, psikolojik sarsıntı içinde marketten zaruri ihtiyaçlarını alırken bile iki kez düşünüyor. Yaram isminde küçük bir atölye, plastik endüstrisinde çalışıyor, 15 elemanı var. Bir müşteriyi kaybediyorlar. O müşterinin işlerini yapan 3 kişi bulunuyor. Patron hemen o 3 kişiyi işten çıkarıyor. Aslında belki birkaç ay içinde yeni bir müşteri bulunabilir; ama patron beklemiyor. O üç kişiyi hemen işten çıkarıyor.

Kareks'in Genel Müdürü, İnsan Kaynakları müdürüne çalışanların üretken olması gerektiğini, daha çok çalışmaları gerektiğini belirtiyor. "Rakiplerin yeni ürünlerinin karşısına daha iyi ürünler çıkarılmalı." diyor. İnsan Kaynakları müdürü de, çalışanları verimli kılacak eğitimler, performans değerleme sistemleriyle uğraşıyor. Bu arada şirketin yıldız ismi, rakip şirketin yüzde 10 daha yüksek ücretli teklifi için, Kareks'i bırakıyor. İnsan Kaynakları müdürü, ayrılan elemanı 'ahlaksız' davranmakla suçluyor.

Keyf-i Dem'de patron, çay ocağında her zamankinden daha fazla çay tüketildiğini fark ediyor. Ama nedenini anlamıyor. Çünkü gelirler; aynı kalıyor. P-Bank çalışanları, sendikalaşmaya çalışıyor. Genel müdür, "Bu kriz ve rekabet ortamında, banka yönetimi ve çalışanlar bir olmalıyız. Yoksa gemi batar." diyor. Çalışanlar yine de sendikalaşmaktan vazgeçmiyor. Yaram isimli küçük atölyede çalışanlardan 5 kişi istifa ediyor ve yeni bir şirket kuruyorlar. Yaram'da çalışırken kendi baktıkları müşterilerin işlerini kendileri yapmaya başlıyorlar.

Kapitalizmde ciddi aksayan yönler var. Bu aksayan yönleri giderip sistemde radikal iyileştirmeler yapmalıyız. İyileştirme ihtiyacı olan alan, mekanik sistem değil: Kapitalizmin, işverenlerin ve çalışanların dayandığı değer seti. Kıdemli bir yönetim uzmanı olarak, bu konuyu ele almaya, insancıl bir çalışma sistemini paylaşmaya devam edeceğim.

23 Kasım 2008 Pazar

Dört farklı kişilik tipi

Lanna Nakone'nin kaleme aldığı 'Her Çocuk Farklı Düşünür' isimli kitap oldukça ilginç. İnsanları 4 kişilik tipine ayırmış. Benim bugüne kadar incelediğim kişilik kuramları içinde akla en yatkın bulduğum örneklerden biri.
Bu kişilik tiplerini kitapta olduğu şekliyle değil, kendimce bazı açılardan yeniden tanımlayarak paylaşacağım. Dört kişilik tipi var: Penguenler (düzenci-kuralcılar), Lassieler-Köpekler (uyumcular), Vahşi Atlar (yenilikçiler), Aslanlar (otokratik liderler).
Penguenler (düzenci-kuralcılar): Bu kişilik tipinin penguenlerle özdeşleştirilmesinin sebebi, penguenlerin son derece düzenli ve kurallı bir yaşam sürmeleri. Penguenler mükemmel bir sırayla yürüyor. Her biri aynı noktaya geldiğinde sağa ya da sola dönerek suya atlıyor. Kurallara tam bir uyum sağlıyorlar. Bu grupta değerlendirilenler için kurallara uymak ve başkalarının da kurallara uyması çok önemli. Genel olarak son derece düzenliler. Zaman planına da uyuyorlar. Dakikler ve dakik olmayan insanlar onları rahatsız ediyor. Penguenlerin başlıca sloganı: Her şey yerli yerinde olmalı.
Lassieler-Köpekler (uyumcular): Bu kişilik tipinde olanlar da, insanlarla uyum sağlama gayreti içinde. Sosyalleşme ihtiyaçları çok fazla. Son derece fedakârlar. Adeta başka insanlar için yaşıyorlar. Zamanlarını önemli ölçüde arkadaşlarının dertlerini dinlemekle ve onlara yardım etmekle geçiriyorlar. Belirli ölçüde dağınıklar. Kendi zamanlarını iyi kullanamıyorlar. Birçok örnekte projelerini, görevlerini yetiştiremiyorlar. Sosyalleşmeleri ve başka insanların dertleriyle uğraşmaları onların zaman kaybetmesine yol açıyor. Kurallara ve ortama genel olarak uygun davranmaya çalışıyorlar. Belirli bir özellikleri de bağlılıklarının yüksek olması. Kendilerine iyi tanımlanmış görevleri yapıyorlar. Bir başka özellikleri ise sevdiği birinin görev olarak verdiği işi yapmak için çok çalışmaları.
Vahşi Atlar (yenilikçiler): Bu kişilik tipindekiler, sürekli yeni şeyleri denemek istiyor. Macera fikri onları harekete geçiriyor. Hayal güçleri çok gelişmiş. Sürekli bir proje peşindeler. Kurallardan hoşlanmıyorlar ve hatta kendi kurallarını koyma gayreti içindeler. Zamanla, saatlerle işleri yok. Hoşlandıkları bir proje ise o proje hemen o an yapılmalı. Bu tür bir projede zaman onlar için akar gider. Onları ilgilendirmeyen kurallar ve organizasyonların zaman programlarından sıkılırlar. Dağınıklar ve hatta çevrelerini yığma şeklinde düzenliyorlar. Yani her şeyi üst üste atarak düzenliyorlar. Tasarımlar, projeler, yeni fikirler, yeni insanlar, yeni yerler, meydan okuyan görevler 'Vahşi At' profilindekilere göre. Bu tiplere vahşi at denmesinin sebebi, vahşi atların özgürlüklerine düşkün olması, dört nala sağa sola giderek keşifler yapması ve çok zor evcilleştirilmesi.
Aslanlar (otokratik liderler): Bu kişilik tipindekiler başarı odaklı ve hırslı. Başarmak için her şeyi yapabiliyorlar. Başarı için insanlar zorlanabilir ya da kırılabilir. Empati duyguları düşük; sosyal becerileri gelişmemiş. Bununla birlikte iyi proje planlaması yapabiliyorlar. Başarı odaklılıkları da ne olursa olsun, projeyi bitirmelerine yardımcı oluyor. Bir özellikleri de işleri yapmak yerine yaptırmaya çalışmaları. Aslanlar da av işini dişi aslana bırakır.
Herkes bu dört kişilik tipinden birine oturmak zorunda değil, birkaçının karması da olabilir. Ancak bir kişilik tipi, bir insanda ağırlık kazanabilir. Örneğin, bir kişi ağırlıklı olarak 'lassie' olabilir; ama bir yandan da 'vahşi at' olabilir. Ya da bir kişi, ağırlıklı olarak 'vahşi at', diğer yandan öncelikli 'aslan' ve 'lassie' olabilir. Gelişmiş bir kişiliğin, dört kişilik tipinin de olumlu özelliklerini almış ve yerli yerinde kullanan bir kişilik olduğu söylenebilir.

16 Kasım 2008 Pazar

Bir eser, kimi keser!!!

Bu yıl hayatıma yeni bir stratejiyle devam ediyorum. Artık kendimi geliştirmekten daha çok ekibimi geliştirmeye odaklıyım. Benim yazacağım kitaplardan ve üreteceğim eserlerden daha çok, ekibimin eser üretmesi daha önemli.
Çünkü bir kişinin üretkenliği, bir ekibin toplam üretkenliğinden daha düşük oluyor. Bu çabamın sonucunda bu yıl üç kitap yayımlandı. Birkaç tanesi de yolda.
Sıra Dışı Ekibi'nin konuşmacılarından Emrah Altuntecim, 'Kendini Arama Kurtarma' isimli, Varlık Yayınları'ndan çıkan bir kitap yazdı. Uzun yıllar 'arama-kurtarma' alanında eşiyle birlikte çalışan Emrah Altuntecim, hayatını kişisel gelişime adamış ilginç bir profil. Kitabı Kendini Arama-Kurtarma felsefesini anlatıyor. "Bu kitap kişisel gelişimin konforlu ortamlarından, 5 yıldızlı otellerin seminer salonlarından ya da kütüphanelerden değil, enkazların kirli, tozlu ve zorlu ortamlarından çıkmıştır." diyor. Arama-kurtarma teknikleriyle kişisel gelişim arasında bağlantılar kuruyor. Örneğin, hayat üçgenleriyle kişisel gelişim arasında ilişki kuruyor. İlk okurlarının içinde gözyaşlarına hakim olamayan insanlar da var. Nasuh Mahruki'nin önsözünü yazdığı kitap, kişisel gelişim alanında özgün ve yeni bir soluk. Başlıkların birçoğu kişisel gelişim kitaplarıyla paralellik gösterse de verilen gerçek yaşam örnekleri çok ilginç. Kitap, henüz bir enkazda ağabeyinin ölü bedenini bulan bir doktor hanımın, metanetle arama-kurtarma çalışmalarına devam etmesine ilişkin bir öyküyle başlıyor. Bu nasıl bir güç, bu nasıl bir dayanıklılık, insan hayret ediyor.
Sıra Dışı Ekibi'nin motivasyonu en yüksek, en güleryüzlü üyelerinden bir tanesi Nur Eda Kasap. Bilim Sevgisi ve Yaşam Bilgisi Geliştirme Programı eğitmeni Nur Eda Kasap, 'Yeni Çağın Çocukları-Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Teknikler' başlıklı bir kitap yazdı. Hayy Kitap'tan çıkan bu kitapta Nur Eda samimi ve sıcacık bir üslupla yeni çağın çocuklarına nasıl ders çalıştıracağımızdan tutun da, bu çocukları olumlu ve ideal görevlere ilişkin nasıl gönüllü hale getirebileceğimize kadar, anne-babaların temel sorunlarına eğiliyor. Kitabın temel önermelerinden biri, oyunlar, çocukları geliştiren, olumlu davranışlar kazandıran ve anne-babaların çocuklarıyla olan sorunlarını aşmaya yardım eden bir kitap.
2007 yılında 'El Yazısından Karakter Analizi' konusunda bir kitap hazırlıyoruz diye belirtmiştim. Bu yıl kitabı tamamladık. İnsanların el yazısına bakarak onların karakterleri hakkında fikir edineceğiniz bir kitap var artık: 'El Yazısındaki Sır.' Esra Nur Erbil, Nurtaç Yelden ve Figen Peltek ile benim ortak eserim olan bu kitap, gerçekten çok kişinin katkısı ve uzun süreli bir ekip araştırmasının ürünü olarak ortaya çıktı. El yazısından karakter analizi öyle bir şey ki, bunu yapabilen insanlar, bir anlamda Süpermen'in duvarların ötesini görmeye yardım eden 'X-Ray ışınlı' gözlere sahip oluyor. Çünkü birinin el yazısına baktığınız anda kişiyi analiz edebiliyorsunuz.
Bu arada iş ortağım Hakan Turgut'un 2005 yılında çıkan Parasal Zeka isimli kitabını da anmalıyım. Benim rehberliğimde çıkan ilk kitap Parasal Zeka-Kişisel Finans Yönetimi kitabıdır.
Bu yıl ilerlettiğimiz diğer çalışmalar, karakter eğitimi, girişimcilik, motivasyon ve imaj yönetimi konularında. Ayrıca ben de bir öykü kitabı üstünde çalışıyorum.
Not: Çoğu zaman 8 yaşındaki oğlum Sanat'la ilgilenecek, arta kalan zamanlarda bana değişik projelerde destek olacak, gelecekte danışmanlık, konuşmacılık gibi bir kariyer yolunda ilerleyebilecek, üniversiteden yeni mezun İzmir'in Konak ilçesinde yaşayan bir asistan arıyorum. İlgilenenler melih@meliharat.com adresine e-posta atabilirler.

12 Kasım 2008 Çarşamba

Zeka ve Yetenek Yetmiyor

Değerli dostum Mevlüt Aksan telefon açıyor; "Bugünün gençleri ile 20. yüzyılın yıldızları arasında büyük farklar var." diyor. "Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Leyla Gencer, Suna Pekuysal ve onların akranları ile, günümüz gençleri arasında radikal farklar var. Bu sanatçılar kendilerini yetiştirmek, belirli bir rolü oynamak, belirli bir şarkıyı en iyi, en mükemmel şekilde söylemek için inanılmaz çaba göstermiş. Suna Pekuysal, bir oyunda belirli bir tiplemeyi canlandırabilmek için günlerce o tipin konuştuğu diyalekti ve o bölgenin konuşma ağzını tutturabilmek için günlerce çalışmıştır. Genel olarak o kadar çok çalışmıştır ki, fiziksel dezavantajı ufak tefek kambur bir insan olması önemsizleşmiştir. Gösterdiği süper performans, dezavantajlarını gölgede bırakmıştır. Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter, sadece Türkiye'nin değil, yurtdışında da saygın uluslararası oyunlar oynayan tiyatro yıldızlarıdır. Onların da çeşitli oyunlar için inanılmaz çaba gösterdikleri bilinmektedir." Leyla Gencer, yeteneği ve müthiş çalışkanlığı ile tüm dünyanın kabul ettiği gelmiş geçmiş en büyük opera sanatçılarından biri olmuştur. Amerika'da, Avrupa'da geniş hayran kitleleri oluşturmuştur. Her bir sanatçı, deyim yerindeyse bir ödül koleksiyoncusudur. Aldıkları ulusal ve uluslararası ödüller, kariyerlerinin ve çalışkanlıklarının sonucudur. Bu arada farkındaysanız, bu ödüller yeteneklerinin değil, çalışkanlıklarının bir ispatıdır diyorum. Çünkü yetenek ve zeka, kişiyi tek başına dünya çapında bir insan yapmıyor. Projeler için çokça çalışmak gerekiyor. Bir konserinde Fazıl Say, çalması bir saatten fazla süren bir eseri, üç aya yakın süre çalıştığını, buna rağmen hâlâ istediği gibi çalamadığını söylüyordu. Yetenek, ancak çok çalışmayla parlıyor; yıldızlaşıyor. 21. yüzyıldaki Türk gençliğinin çalışmayla ilişkisi nedir diye baktığımızda, ortalama bir genç çalışma olmadan ödül arıyor. "Çok çalışmadan üniversiteye gireyim. Çok çalışmadan iyi bir işe gireyim. Çok çalışmadan yabancı dil öğreneyim. Çok çalışmadan güzel bir evim ve arabam olsun. Çok çalışmadan dünyayı gezeyim." istiyor. Bu düşünce ve anlayışın elbette yukarıda adları geçen ve geçmeyen yıldız sanatçıların genel performansları ile ilgisi ve orantısı yok. Çünkü "çok çalışmadan üniversiteye gireyim" yaklaşımıyla, değil dünya çapında bir performans, üniversiteye girmek bile mümkün değil. Acı çekmeden ve bedelini ödemeden, başarı ve dünya çapında başarı mümkün değil. Eskiden "dayınızın kim olduğu, amcanızın kim olduğu" önemli denirdi. Belki 20. yüzyılın son çeyreğinde kimin yakını olduğunuz gerçekten kariyerinizde elde edeceğiniz pozisyonu belirleyebilirdi. Ama bugün çok önemli bir işadamının yeğeni de olsanız, çalışmıyorsanız ve yetenekleriniz yok ise amcanızın şirketinde dahi iş bulamazsınız. Çünkü amcanızın şirketi de rekabet ediyor ve rekabet sadece en iyilere yaşama hakkı tanıyor. Yıllardan beri sabah beş ya da altı deyince ayaktayımdır. Ayaktayım deyince uyanmış olmayı değil, duş almış, tıraş olmuş ve uygun bir kıyafet giymiş olmayı kastediyorum. Şu sıra bakıyorum bu da yetmiyor. Yani benim tek başıma erken kalkmam ve çalışmaya başlamam yetmiyor. Artık projelerimizde başarılı olabilmek için ekip olarak haftada birkaç gün sabah dörtte, beşte ofis alanında buluşmamız gerekiyor. Buna rağmen de zaman yetmiyor. Projelerin bitirme sürelerinin gerisinden gidiyoruz. Türkiye'nin genel gündemi de kara delik misali. Çalışmanın ve proje üretmenin, projeleri hayata geçirmenin dışında enerji emen her şey var. "Kazandıran Seçim Kampanyaları" diye bir kitap okudum geçenlerde. Kitap bir belgesel niteliğinde 1970'lerden günümüze seçimlerde kullanılan haber ve ilanları içeren bir çalışma. Bir ülkenin 1980'de, 1990'da, 2000'de konuştuğu tartıştığı konular değişmez mi? Kitaba bakıyorsunuz, hep aynı şeyler tartışılıyor; ama projeler yok. Şu sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni tebrik etmek istiyorum. İstanbul'un trafik sorununu çözmek için 24 saat çalışıyorlar. Metrobüs projesi trafik sorununu çözer mi bilmiyorum, ama en azından insanların 24 saat çalıştığını gördüğüm, katma değer üretmeye odaklı bir proje.