<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249</id><updated>2011-04-21T13:58:20.256-07:00</updated><title type='text'>siradisi yasam becerileri</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-1695076075356025686</id><published>2008-12-21T04:32:00.000-08:00</published><updated>2008-12-21T04:33:39.428-08:00</updated><title type='text'>Eski yargılar ve yeni gerçekler</title><content type='html'>Değerli dostum Mevlüt Aksan ile sohbet ediyoruz. "Eski yargılar, yeni gerçekleri anlamaya izin vermiyor." Sorunlar önemli ölçüde buradan kaynaklanıyor.      &lt;p&gt; Örneğin, geçmişte perakende bakkaliye ürünleri pazarında, bakkalların pazarı %80, market ve hipermarketlerin pazarı %20 idi. Bakkallar çoğunlukta olduğu için de, gıda üreticilerinin tüm pazarlama yapılanmaları, bakkallara yapılacak dağıtıma odaklıydı. Binlerce dağıtımcının çalıştığı organizasyonlar oluştu. Bugünse bu pazar yapısı tersine dönmüş durumdadır. Pazarın %80'i market ve hipermarketlerden, geri kalanı da bakkallardan oluşuyor. Öyleyse gıda üreticilerinin dağıtım yapılarını da değiştirmeleri gerekiyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; "Küçük alandaki verimlilik arayışı, büyük planda kaybetmeye yol açıyor." Bir şirketin 20 ürünü var. Çok büyük bir müşteri bu 20 ürüne talip. Ancak bir ürünün fiyatı, müşterinin istediği fiyattan pahalı. Müşteri birini bırakıp diğerlerini almaya razı değil, çünkü az sayıda tedarikçiyle-mal satıcısıyla çalışmak istiyor. Sonuçta o tek üründe zarar etmeyi kabul etmiyorsunuz ve müşteri sizden hiçbir şey almıyor. Halbuki 19 ürünü sattığınızda, o tek ürünün zararı hayli çıkacak ve belki de zamanla siz o fiyatını indiremediğiniz ürünün maliyetini de düşüreceksiniz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Amerikan otomobil üreticileri ile, Japon otomobil üreticileri arasında radikal farklar var. Amerikan otomobil üreticisi, üretimi için parça alırken fiyatı öldürür. O kadar ki, tedarikçi malı satabilmek için maliyetinin altına iner. Anlaşmayı yaptıktan sonra da maliyetlerini düşürebilmek için elemanlarını çıkarır. Buna zorladığı için otomobil üreticisi müşterisinden nefret eder. Aynı zamanda işyerinden çıkarılmayan elemanlar da iştahsız ve motivasyonu düşük bir şekilde çalışırlar. Üretim ve ürün kaliteleri düşer. Aynı zamanda iyileştirme ve yenilikçilik gündemden tamamen uzaklaşır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Japon otomobil üreticileri ise, satın alma yaparken tedarikçisinin maliyetini öğrenir ve ona iyi kâr edeceği bir marj verir. Ancak bu marjla ortaya çıkan fiyat, piyasa fiyatının üstündedir. Diyelim ki, Amerikan otomobil üreticisinin aldığı fiyatın üstündedir. Bununla birlikte Japon üretici, kendi tedarikçisinin yönetimine ve organizasyonuna karışır. Der ki, şu eğitimleri alacaksınız, süreçlerinizde şu iyileştirmeleri yapacaksınız. Bunları birebir takip eder. Sonuçta işçi çıkarmamış, eğitim almış, süreçlerinde iyileştirme yapmış tedarikçi, genel maliyetlerini düşürür. İşyerinde motivasyon yüksektir ve icatlar, iyileştirilmiş, geliştirilmiş ürün ve hizmetler ortaya çıkar. Bütün bunlar da Japon otomobil üreticisinin aldığı ürünlere yansır. Sonuçta Amerikan otomobil üreticisi, kalitesiz ürünlerle milyarlarca dolar zarar edip Amerikan Kongresi'nden iflas ediyoruz kurtarın bizi derken, Japon otomobil üreticisi milyarlarca dolar kâr eder ve kimseye de muhtaç olmaz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; "Siz çalışanlarınıza sahip çıkarsanız, çalışanlarınız da işinize ve müşterilerinize sahip çıkarlar." Türkiye'de Antalya'da harika oteller ve tatil köyleri var. 5 yıldızlı değil, 6 yıldızlı, 7 yıldızlı binalar, konsept oteller. Ama hizmet kalitesi 5 yıldızlı değil. Neden değil? Ortalama otel sahipleri kârlılıklarını yüksek tutmak için elemanlarına sahip çıkmazlar. Sezon sonu işten çıkarır. Personelini çalıştırırken nalıncı keseri gibi, sürekli kendine yontar. Personel istihdamında sürekliliği sağlamak için çalışmaz. Personel de (hepsi değilse de bazıları) müşteriye 5 yıldızlı değil, 2 yıldızlı bazen de yıldızsız bir hizmet verir. &lt;/p&gt; Hayatımızdan geçerliliğini yitirmiş eski yargıları çıkarmalı, yeni gerçeklere uygun bir yapı ve davranış geliştirmeliyiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-1695076075356025686?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/1695076075356025686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=1695076075356025686' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/1695076075356025686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/1695076075356025686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/12/eski-yarglar-ve-yeni-gerekler.html' title='Eski yargılar ve yeni gerçekler'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-5914025782314345203</id><published>2008-12-21T04:30:00.000-08:00</published><updated>2008-12-21T04:32:54.729-08:00</updated><title type='text'>Rahatınızı bozun!</title><content type='html'>Filmler de kitaplar gibi insanı düşündürüyor. Son dönemde izlediğim bazı filmlerden söz edeceğim. Öncelikle Togan Gökbakar'ın Recep İvedik'ten söz etmek istiyorum.      &lt;p&gt; Recep İvedik'in İstanbul'dan başlayan, Antalya'ya uzanan macerasında başından geçenler, Türkiye'mizin sıradan insanının güzel ve eğlenceli bir karikatürü. Araya kamyoncular derneğine üyelik töreni gibi fantastik öğelerin katılması, daha yüksek beklentileri olan insanları da mutlu etmiş olabilir. Karakterimiz İstanbul'da bularak Antalya'ya götürdüğü işadamının cüzdanından hiçbir şey almıyor; ama işadamına da seni her an bir şey için arayabilirim demekten de geri durmuyor. Dürüstlükle çıkarcılığın yan yana gittiği çok ilginç bir kişilik Recep İvedik. Güzel kadınlara bakmaktan geri durmasa da, çocukluk aşkına beslediği sevgiyi yetişkinliğinde de saklayan romantik bir kişiliğe sahip. Kullanılan dilin çocuklar için uygun olduğunu düşünmüyorum ama yetişkinler için güzel bir eğlencelik. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Roland Emmerich'in 'Milattan Önce 10.000' isimli filmi, belirli ölçüde bazı klişeler içerse de, bir film içinde kurgusal bir liderin ortaya çıkışı oldukça güzel işlenmiş. Milattan 10 bin yıl önce mamutlarla çarpışan bir kavmin içinden bir gencin, kendi toplumunun geleceğini değiştirmesi. Üniversitelerde liderlik derslerinde gösterildikten sonra bir-iki saatlik tartışmalarla değerlendirilebilecek güzel bir yapım. Bir parça Mel Gibson'ın Apocalypto'sunu çağrıştıran bölümleri olsa da liderlik konusunu işlemesi açısından daha başarılı bir film. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Orijinal bir çizgi film izlemek isterseniz, son dönemin en müthiş filmi Brad Bird ve Jan Pinkava'nın 'Ratatouille-Ratatuy'. John Lasseter'in Toy Story'sinden sonra en müthiş öykülerden bir tanesi. Tüm yetişkinlere ve çocuklara tavsiye ederim. Birkaç defa izledim. Çok ince ayar çalışılmış ve müthiş bir mesajı var. Filmin sonunda kağıdınızı kaleminizi hazırlayın ve yemek eleştirmeninin müthiş yorumu olan cümleyi yazdıktan sonra 'Bu adam ne demek istedi?' diye düşünün. Bu arada animasyonlardan söz etmişken bir başka süper animasyonu da önereyim: Kelly Asmaron ve Lorna Cook'un 'Spirit'i. Çizgi filmlerde dramanın zirvesi. Kişisel gelişim açısından süper bir öykü. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; 'Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım' Bayrampaşa Cezaevi'ndeki hükümlüler başka bir cezaevine aktarılmadan önce çekilmiş çok hoş bir film. Çamaşır yıkama sahnesi son derece güzel. Türkiye'deki hukuk sisteminin yavaş işleyişine dikkat çekiyor. Hukuk sistemi ne var ki, sıradan insanları koruyamıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Wes Anderson'un Darjeling Limited, bu yıl izlediğim en rahatsız edici filmlerden biriydi. Üç erkek kardeşin yüzlerce çanta ve bir asistanla Hindistan'da yaptıkları manevi bir yolculuğun öyküsü. İğrenç üç karakterin öykünün sonunda normalleşmeyi başarmaları izleyiciyi şaşırtabiliyor. Wes Anderson'un 2001 yılında yaptığı The Royal Tennenbaums isimli filmi, Darjeling Limited'in çıkış noktası gibi. Bu filme de ayrıca tahammül etmeniz gerekiyor. Ancak kişisel gelişim/değişim/dönüşüm geçirme açısından laboratuvar niteliğinde iki film. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; İzlediklerimin içinde en çarpıcı film, Robert Redford'un Lions for Lambs-Kuzular İçin Aslanlar isimli filmi. Neden en çarpıcı film? Benim uzun süredir insanlara anlatmaya çalıştıklarımı 'küt' diye önünüze koyuyor. Filmin içinden Amerikan politikasını çıkararak sadeleştirdikten sonra elimizde süper bir mesaj kalıyor: "Televizyonlarınızı kapatın, eleştirmeyi bırakın, rahatınızı bozun ve dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapın." &lt;/p&gt; Not: İnsancıl Kapitalizm Yazıları'na kısa bir ara verdim; sürdüreceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-5914025782314345203?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/5914025782314345203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=5914025782314345203' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/5914025782314345203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/5914025782314345203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/12/rahatnz-bozun.html' title='Rahatınızı bozun!'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-6310771461468260124</id><published>2008-12-21T04:29:00.000-08:00</published><updated>2008-12-21T04:30:11.341-08:00</updated><title type='text'>İnsancıl kapitalizm-2</title><content type='html'>Z-Mart isimli hipermarket, yüksek alım gücüyle malları çok ucuza alıyor ve mağazalarında uygun fiyata satıyor. Tüketiciler, Z-Mart'tan son derece memnun; çünkü daha önce 2 liraya aldıkları malları 1 liraya alıyorlar.      &lt;p&gt; Z-Mart, Bamburt'ta bir mağaza daha açıyor ve bölgedeki küçük bakkaliyelerin varlığını tehdit ediyor. Bamburt'ta 2 bin lira ile geçinen Sabır isimli bakkalın ayakta kalması için her mala en az yüzde 20 kâr koyması gerekiyor. Çünkü ayda ortalama 10 bin liralık mal satıyor. Z-Mart, Sabır bakkalın 10 liraya sattığı malı 7 liraya satıyor. Bamburtluların birçoğu Z-Mart'tan alışverişe başlıyor. Sabır Bey, bakkaliyeyi kapatmak zorunda kalıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Sabır bakkaldan alışverişi kesenlerden biri de tasarımcı Kura Bey. Z-Mart'taki çikolataların ucuzluğundan çok memnun. Çocukluğu boyunca almak isteyip yoksulluktan alamadığı çikolataları bol bol alabiliyor. Kendisi de Bamburt'ta dünyanın en büyük çikolata üreticilerine ambalaj kâğıdı üreten bir fabrikada tasarımcılık yapıyor. Z-Mart, yeni bir üreticiden 100 milyon koli çikolata alacak. Ancak üreticiden bu kadar büyük bir alım için toptan fiyatı 100 lira olan çikolatanın kolisini 50 liraya almak istiyor. Üretici, böyle bir müşterinin işini yapmamayı aklından bile geçiremiyor. Diğer yandan fiyatı bu kadar düşürebilmesi mümkün değil. Çünkü çikolatanın kolisini 80 liraya mal ediyor. Ancak bu büyüklükteki siparişi kaçırmamak amacıyla maliyetleri düşürmek için her türlü fikri deniyorlar. Öncelikle personeli yarıya indirerek verimliliği 2 katına çıkarabilir miyiz diye düşünüyorlar. Karar uygulanıyor. Ancak yeterli maliyet düşüşü sağlanamıyor. Tedarikçilerine fiyatları düşürmesi için baskı yapıyorlar. Kakaodan fıstığa, yağdan süte kadar tüm mal sağlayıcılarına baskı yapıyorlar. Baskı yaptıkları kuruluşlardan biri de Kura Bey'in çalıştığı ambalaj üreticisi. Çikolata ambalajı üreten şirket de maliyetleri düşürmeye personelden başlıyor ve o fabrikada personelin yüzde 40'ını işten çıkarıyor. İşten çıkarılanların arasında Kura Bey de var. Kura Bey, bir sürü borç içindeyken kendini bir anda işsiz buluyor. Zorunlu ihtiyaçları karşılamak için Z-Mart'a gittiğinde o çok sevdiği ucuz çikolatalara bakıyor; ama alamıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; Lokantacı Kul Bey, Bamburt'ta 1990 yılında açtığı lokantayı işletiyor. Temiz bir lokanta ve lezzetli yemekleri var. Lezzetli ama ülke çapında ün yapacak herhangi bir ürünü yok. Yine de çevredekilerin sürekli gelip yemek yediği bir lokanta. Şehirlerine ilk önce dünya çapında ünlü bir hamburger zinciri geliyor. Daha sonra bir pizza zinciri. Bunlara bir tatlı zinciri de ekleniyor. En son olarak ülkenin en büyük şehrinde ev yemekleriyle ün yapmış 100'den fazla şubesi olan bir lokanta açılıyor. Bütün bu gelişmeler Kul Bey'i düşündürüyor. Çünkü günden güne lokantanın müşterileri, yeni açılan zincirlere gidiyor. Kul Bey, çalışanlara klasik bir patron gibi yaklaşıyor. 5 dakika geç kalsalar fırçayı basıyor. Ancak çalışanlar işten üç saat geç çıkınca onlara bırakın fazla mesai vermeyi, teşekkür bile etmiyor. Hatta bahşişleri bile dağıtmıyor. Çalışanların morali genel olarak bozuk. Müşterilere güler yüzle yaklaşmıyorlar; çünkü yaptıkları işe ve patronlarına karşı sevgileri yok. Aşçıbaşı bir tatlı icat ediyor; bu tatlının yeni müşteri çekmesi ya da eski müşterileri getirmesi ihtimali var. Fakat patrona söylemiyor. İşler giderek bozuluyor ve Kul Bey sonunda lokantayı kapatıyor. Uzun süre işsiz kaldıktan sonra büyük zincir restoranlardan birkaçına iş başvurusu yapıyor. Bunlardan yerel bir zincir, Kul Bey'i bir şubeye müdür yardımcısı olarak alıyor. Eski patron, artık işçi. Birlikte çalıştığı müdür ve şirketi, çalışanların fikirlerini almıyor. Geç kalınca fırçayı basıyorlar; herhangi bir özveri hiçbir şekilde takdir edilmiyor. Ücret de üç kuruş; ama Kul Bey ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda. &lt;/p&gt; İki bayram arasında huzurlu olmanız dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-6310771461468260124?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/6310771461468260124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=6310771461468260124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/6310771461468260124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/6310771461468260124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/12/insancl-kapitalizm-2.html' title='İnsancıl kapitalizm-2'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-2999337299485801531</id><published>2008-11-30T04:33:00.001-08:00</published><updated>2008-11-30T04:33:48.761-08:00</updated><title type='text'>İnsancıl kapitalizm-1</title><content type='html'>Kareks Şirketi'nin çalışan sayısı 10 bin. Yıl sonunda tahminlerin çok üstünde bir kâr açıklıyor. Bu kâr, olduğu gibi hissedarlara kâr payı olarak gidiyor. Çalışanlar normal ücretlerini almaya devam ediyor. Yaşam kalitelerinde geçici ya da kalıcı bir iyileşme olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bu ilave kâr, onların beceri ve çalışmalarının eseri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyf-i Dem isimli küçük bir çay bahçesi. Kasada patron oturuyor. Çay ocağının başında genç bir çalışan. Sanki laboratuvarda özel bir deney yapıyormuşçasına çok özel ve çok lezzetli bir çay demliyor. Garsonlar görebileceğiniz en zarif ve en hızlı servisi yapıyor. Müşteriler; bu çay bahçesine gelmekten, hizmet almaktan çok memnun. Patron iyi kazanıyor; ama çalışanlar asgari ücretli. Garsonlara üç beş kuruş bahşiş kalıyor; çay ocağının başındaki genç onu da almıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P-Bank isimli büyük bir bankada 18 bin kişi çalışıyor. Krizin yaklaştığını ve işlerin hafifleyeceğini fark edince, 2 bin kişiyi işten çıkarıyorlar. Yapılan hesaplara göre o yıl zarar etmeyecek, ama kârı düşecek. Banka, kârı düşmesin diye 2 bin kişilik yükü taşımıyor. Kriz bitince bunların yerine yeni personel alacak. Bu arada, bankanın büyük hissedarının malikânesinde 30 hizmetçi, aşçı ve şoför çalışıyor. Malikânenin aylık gideri 400 bin dolar civarında; yaklaşık 200 kişinin maaşı kadar bir harcama söz konusu. Kriz zamanında bu harcamada herhangi bir düşme olmuyor. Bankanın büyük hissedarı, aynı lüks yaşam standardını sürdürürken işten atılan çalışanlar, psikolojik sarsıntı içinde marketten zaruri ihtiyaçlarını alırken bile iki kez düşünüyor. Yaram isminde küçük bir atölye, plastik endüstrisinde çalışıyor, 15 elemanı var. Bir müşteriyi kaybediyorlar. O müşterinin işlerini yapan 3 kişi bulunuyor. Patron hemen o 3 kişiyi işten çıkarıyor. Aslında belki birkaç ay içinde yeni bir müşteri bulunabilir; ama patron beklemiyor. O üç kişiyi hemen işten çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kareks'in Genel Müdürü, İnsan Kaynakları müdürüne çalışanların üretken olması gerektiğini, daha çok çalışmaları gerektiğini belirtiyor. "Rakiplerin yeni ürünlerinin karşısına daha iyi ürünler çıkarılmalı." diyor. İnsan Kaynakları müdürü de, çalışanları verimli kılacak eğitimler, performans değerleme sistemleriyle uğraşıyor. Bu arada şirketin yıldız ismi, rakip şirketin yüzde 10 daha yüksek ücretli teklifi için, Kareks'i bırakıyor. İnsan Kaynakları müdürü, ayrılan elemanı 'ahlaksız' davranmakla suçluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyf-i Dem'de patron, çay ocağında her zamankinden daha fazla çay tüketildiğini fark ediyor. Ama nedenini anlamıyor. Çünkü gelirler; aynı kalıyor. P-Bank çalışanları, sendikalaşmaya çalışıyor. Genel müdür, "Bu kriz ve rekabet ortamında, banka yönetimi ve çalışanlar bir olmalıyız. Yoksa gemi batar." diyor. Çalışanlar yine de sendikalaşmaktan vazgeçmiyor. Yaram isimli küçük atölyede çalışanlardan 5 kişi istifa ediyor ve yeni bir şirket kuruyorlar. Yaram'da çalışırken kendi baktıkları müşterilerin işlerini kendileri yapmaya başlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizmde ciddi aksayan yönler var. Bu aksayan yönleri giderip sistemde radikal iyileştirmeler yapmalıyız. İyileştirme ihtiyacı olan alan, mekanik sistem değil: Kapitalizmin, işverenlerin ve çalışanların dayandığı değer seti. Kıdemli bir yönetim uzmanı olarak, bu konuyu ele almaya, insancıl bir çalışma sistemini paylaşmaya devam edeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-2999337299485801531?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/2999337299485801531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=2999337299485801531' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/2999337299485801531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/2999337299485801531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/11/insancl-kapitalizm-1.html' title='İnsancıl kapitalizm-1'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-7708422638979708026</id><published>2008-11-23T02:40:00.000-08:00</published><updated>2008-11-23T02:41:22.447-08:00</updated><title type='text'>Dört farklı kişilik tipi</title><content type='html'>Lanna Nakone'nin kaleme aldığı 'Her Çocuk Farklı Düşünür' isimli kitap oldukça ilginç. İnsanları 4 kişilik tipine ayırmış. Benim bugüne kadar incelediğim kişilik kuramları içinde akla en yatkın bulduğum örneklerden biri.&lt;br /&gt;Bu kişilik tiplerini kitapta olduğu şekliyle değil, kendimce bazı açılardan yeniden tanımlayarak paylaşacağım. Dört kişilik tipi var: Penguenler (düzenci-kuralcılar), Lassieler-Köpekler (uyumcular), Vahşi Atlar (yenilikçiler), Aslanlar (otokratik liderler).&lt;br /&gt;Penguenler (düzenci-kuralcılar): Bu kişilik tipinin penguenlerle özdeşleştirilmesinin sebebi, penguenlerin son derece düzenli ve kurallı bir yaşam sürmeleri. Penguenler mükemmel bir sırayla yürüyor. Her biri aynı noktaya geldiğinde sağa ya da sola dönerek suya atlıyor. Kurallara tam bir uyum sağlıyorlar. Bu grupta değerlendirilenler için kurallara uymak ve başkalarının da kurallara uyması çok önemli. Genel olarak son derece düzenliler. Zaman planına da uyuyorlar. Dakikler ve dakik olmayan insanlar onları rahatsız ediyor. Penguenlerin başlıca sloganı: Her şey yerli yerinde olmalı.&lt;br /&gt;Lassieler-Köpekler (uyumcular): Bu kişilik tipinde olanlar da, insanlarla uyum sağlama gayreti içinde. Sosyalleşme ihtiyaçları çok fazla. Son derece fedakârlar. Adeta başka insanlar için yaşıyorlar. Zamanlarını önemli ölçüde arkadaşlarının dertlerini dinlemekle ve onlara yardım etmekle geçiriyorlar. Belirli ölçüde dağınıklar. Kendi zamanlarını iyi kullanamıyorlar. Birçok örnekte projelerini, görevlerini yetiştiremiyorlar. Sosyalleşmeleri ve başka insanların dertleriyle uğraşmaları onların zaman kaybetmesine yol açıyor. Kurallara ve ortama genel olarak uygun davranmaya çalışıyorlar. Belirli bir özellikleri de bağlılıklarının yüksek olması. Kendilerine iyi tanımlanmış görevleri yapıyorlar. Bir başka özellikleri ise sevdiği birinin görev olarak verdiği işi yapmak için çok çalışmaları.&lt;br /&gt;Vahşi Atlar (yenilikçiler): Bu kişilik tipindekiler, sürekli yeni şeyleri denemek istiyor. Macera fikri onları harekete geçiriyor. Hayal güçleri çok gelişmiş. Sürekli bir proje peşindeler. Kurallardan hoşlanmıyorlar ve hatta kendi kurallarını koyma gayreti içindeler. Zamanla, saatlerle işleri yok. Hoşlandıkları bir proje ise o proje hemen o an yapılmalı. Bu tür bir projede zaman onlar için akar gider. Onları ilgilendirmeyen kurallar ve organizasyonların zaman programlarından sıkılırlar. Dağınıklar ve hatta çevrelerini yığma şeklinde düzenliyorlar. Yani her şeyi üst üste atarak düzenliyorlar. Tasarımlar, projeler, yeni fikirler, yeni insanlar, yeni yerler, meydan okuyan görevler 'Vahşi At' profilindekilere göre. Bu tiplere vahşi at denmesinin sebebi, vahşi atların özgürlüklerine düşkün olması, dört nala sağa sola giderek keşifler yapması ve çok zor evcilleştirilmesi.&lt;br /&gt;Aslanlar (otokratik liderler): Bu kişilik tipindekiler başarı odaklı ve hırslı. Başarmak için her şeyi yapabiliyorlar. Başarı için insanlar zorlanabilir ya da kırılabilir. Empati duyguları düşük; sosyal becerileri gelişmemiş. Bununla birlikte iyi proje planlaması yapabiliyorlar. Başarı odaklılıkları da ne olursa olsun, projeyi bitirmelerine yardımcı oluyor. Bir özellikleri de işleri yapmak yerine yaptırmaya çalışmaları. Aslanlar da av işini dişi aslana bırakır.&lt;br /&gt;Herkes bu dört kişilik tipinden birine oturmak zorunda değil, birkaçının karması da olabilir. Ancak bir kişilik tipi, bir insanda ağırlık kazanabilir. Örneğin, bir kişi ağırlıklı olarak 'lassie' olabilir; ama bir yandan da 'vahşi at' olabilir. Ya da bir kişi, ağırlıklı olarak 'vahşi at', diğer yandan öncelikli 'aslan' ve 'lassie' olabilir. Gelişmiş bir kişiliğin, dört kişilik tipinin de olumlu özelliklerini almış ve yerli yerinde kullanan bir kişilik olduğu söylenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-7708422638979708026?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/7708422638979708026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=7708422638979708026' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/7708422638979708026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/7708422638979708026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/11/drt-farkl-kiilik-tipi.html' title='Dört farklı kişilik tipi'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-6155085699272864384</id><published>2008-11-16T07:11:00.000-08:00</published><updated>2008-11-16T07:13:07.429-08:00</updated><title type='text'>Bir eser, kimi keser!!!</title><content type='html'>Bu yıl hayatıma yeni bir stratejiyle devam ediyorum. Artık kendimi geliştirmekten daha çok ekibimi geliştirmeye odaklıyım. Benim yazacağım kitaplardan ve üreteceğim eserlerden daha çok, ekibimin eser üretmesi daha önemli.&lt;br /&gt;Çünkü bir kişinin üretkenliği, bir ekibin toplam üretkenliğinden daha düşük oluyor. Bu çabamın sonucunda bu yıl üç kitap yayımlandı. Birkaç tanesi de yolda.&lt;br /&gt;Sıra Dışı Ekibi'nin konuşmacılarından Emrah Altuntecim, 'Kendini Arama Kurtarma' isimli, Varlık Yayınları'ndan çıkan bir kitap yazdı. Uzun yıllar 'arama-kurtarma' alanında eşiyle birlikte çalışan Emrah Altuntecim, hayatını kişisel gelişime adamış ilginç bir profil. Kitabı Kendini Arama-Kurtarma felsefesini anlatıyor. "Bu kitap kişisel gelişimin konforlu ortamlarından, 5 yıldızlı otellerin seminer salonlarından ya da kütüphanelerden değil, enkazların kirli, tozlu ve zorlu ortamlarından çıkmıştır." diyor. Arama-kurtarma teknikleriyle kişisel gelişim arasında bağlantılar kuruyor. Örneğin, hayat üçgenleriyle kişisel gelişim arasında ilişki kuruyor. İlk okurlarının içinde gözyaşlarına hakim olamayan insanlar da var. Nasuh Mahruki'nin önsözünü yazdığı kitap, kişisel gelişim alanında özgün ve yeni bir soluk. Başlıkların birçoğu kişisel gelişim kitaplarıyla paralellik gösterse de verilen gerçek yaşam örnekleri çok ilginç. Kitap, henüz bir enkazda ağabeyinin ölü bedenini bulan bir doktor hanımın, metanetle arama-kurtarma çalışmalarına devam etmesine ilişkin bir öyküyle başlıyor. Bu nasıl bir güç, bu nasıl bir dayanıklılık, insan hayret ediyor.&lt;br /&gt;Sıra Dışı Ekibi'nin motivasyonu en yüksek, en güleryüzlü üyelerinden bir tanesi Nur Eda Kasap. Bilim Sevgisi ve Yaşam Bilgisi Geliştirme Programı eğitmeni Nur Eda Kasap, 'Yeni Çağın Çocukları-Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Teknikler' başlıklı bir kitap yazdı. Hayy Kitap'tan çıkan bu kitapta Nur Eda samimi ve sıcacık bir üslupla yeni çağın çocuklarına nasıl ders çalıştıracağımızdan tutun da, bu çocukları olumlu ve ideal görevlere ilişkin nasıl gönüllü hale getirebileceğimize kadar, anne-babaların temel sorunlarına eğiliyor. Kitabın temel önermelerinden biri, oyunlar, çocukları geliştiren, olumlu davranışlar kazandıran ve anne-babaların çocuklarıyla olan sorunlarını aşmaya yardım eden bir kitap.&lt;br /&gt;2007 yılında 'El Yazısından Karakter Analizi' konusunda bir kitap hazırlıyoruz diye belirtmiştim. Bu yıl kitabı tamamladık. İnsanların el yazısına bakarak onların karakterleri hakkında fikir edineceğiniz bir kitap var artık: 'El Yazısındaki Sır.' Esra Nur Erbil, Nurtaç Yelden ve Figen Peltek ile benim ortak eserim olan bu kitap, gerçekten çok kişinin katkısı ve uzun süreli bir ekip araştırmasının ürünü olarak ortaya çıktı. El yazısından karakter analizi öyle bir şey ki, bunu yapabilen insanlar, bir anlamda Süpermen'in duvarların ötesini görmeye yardım eden 'X-Ray ışınlı' gözlere sahip oluyor. Çünkü birinin el yazısına baktığınız anda kişiyi analiz edebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;Bu arada iş ortağım Hakan Turgut'un 2005 yılında çıkan Parasal Zeka isimli kitabını da anmalıyım. Benim rehberliğimde çıkan ilk kitap Parasal Zeka-Kişisel Finans Yönetimi kitabıdır.&lt;br /&gt;Bu yıl ilerlettiğimiz diğer çalışmalar, karakter eğitimi, girişimcilik, motivasyon ve imaj yönetimi konularında. Ayrıca ben de bir öykü kitabı üstünde çalışıyorum.&lt;br /&gt;Not: Çoğu zaman 8 yaşındaki oğlum Sanat'la ilgilenecek, arta kalan zamanlarda bana değişik projelerde destek olacak, gelecekte danışmanlık, konuşmacılık gibi bir kariyer yolunda ilerleyebilecek, üniversiteden yeni mezun İzmir'in Konak ilçesinde yaşayan bir asistan arıyorum. İlgilenenler melih@meliharat.com adresine e-posta atabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-6155085699272864384?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/6155085699272864384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=6155085699272864384' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/6155085699272864384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/6155085699272864384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/11/bir-eser-kimi-keser.html' title='Bir eser, kimi keser!!!'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-9095312770744013204</id><published>2008-11-12T23:19:00.001-08:00</published><updated>2008-11-12T23:19:34.740-08:00</updated><title type='text'>Zeka ve Yetenek Yetmiyor</title><content type='html'>Değerli dostum Mevlüt Aksan telefon açıyor; "Bugünün gençleri ile 20. yüzyılın yıldızları arasında büyük farklar var." diyor. "Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Leyla Gencer, Suna Pekuysal ve onların akranları ile, günümüz gençleri arasında radikal farklar var. Bu sanatçılar kendilerini yetiştirmek, belirli bir rolü oynamak, belirli bir şarkıyı en iyi, en mükemmel şekilde söylemek için inanılmaz çaba göstermiş. Suna Pekuysal, bir oyunda belirli bir tiplemeyi canlandırabilmek için günlerce o tipin konuştuğu diyalekti ve o bölgenin konuşma ağzını tutturabilmek için günlerce çalışmıştır. Genel olarak o kadar çok çalışmıştır ki, fiziksel dezavantajı ufak tefek kambur bir insan olması önemsizleşmiştir. Gösterdiği süper performans, dezavantajlarını gölgede bırakmıştır. Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter, sadece Türkiye'nin değil, yurtdışında da saygın uluslararası oyunlar oynayan tiyatro yıldızlarıdır. Onların da çeşitli oyunlar için inanılmaz çaba gösterdikleri bilinmektedir." Leyla Gencer, yeteneği ve müthiş çalışkanlığı ile tüm dünyanın kabul ettiği gelmiş geçmiş en büyük opera sanatçılarından biri olmuştur. Amerika'da, Avrupa'da geniş hayran kitleleri oluşturmuştur. Her bir sanatçı, deyim yerindeyse bir ödül koleksiyoncusudur. Aldıkları ulusal ve uluslararası ödüller, kariyerlerinin ve çalışkanlıklarının sonucudur. Bu arada farkındaysanız, bu ödüller yeteneklerinin değil, çalışkanlıklarının bir ispatıdır diyorum. Çünkü yetenek ve zeka, kişiyi tek başına dünya çapında bir insan yapmıyor. Projeler için çokça çalışmak gerekiyor. Bir konserinde Fazıl Say, çalması bir saatten fazla süren bir eseri, üç aya yakın süre çalıştığını, buna rağmen hâlâ istediği gibi çalamadığını söylüyordu. Yetenek, ancak çok çalışmayla parlıyor; yıldızlaşıyor. 21. yüzyıldaki Türk gençliğinin çalışmayla ilişkisi nedir diye baktığımızda, ortalama bir genç çalışma olmadan ödül arıyor. "Çok çalışmadan üniversiteye gireyim. Çok çalışmadan iyi bir işe gireyim. Çok çalışmadan yabancı dil öğreneyim. Çok çalışmadan güzel bir evim ve arabam olsun. Çok çalışmadan dünyayı gezeyim." istiyor. Bu düşünce ve anlayışın elbette yukarıda adları geçen ve geçmeyen yıldız sanatçıların genel performansları ile ilgisi ve orantısı yok. Çünkü "çok çalışmadan üniversiteye gireyim" yaklaşımıyla, değil dünya çapında bir performans, üniversiteye girmek bile mümkün değil. Acı çekmeden ve bedelini ödemeden, başarı ve dünya çapında başarı mümkün değil. Eskiden "dayınızın kim olduğu, amcanızın kim olduğu" önemli denirdi. Belki 20. yüzyılın son çeyreğinde kimin yakını olduğunuz gerçekten kariyerinizde elde edeceğiniz pozisyonu belirleyebilirdi. Ama bugün çok önemli bir işadamının yeğeni de olsanız, çalışmıyorsanız ve yetenekleriniz yok ise amcanızın şirketinde dahi iş bulamazsınız. Çünkü amcanızın şirketi de rekabet ediyor ve rekabet sadece en iyilere yaşama hakkı tanıyor. Yıllardan beri sabah beş ya da altı deyince ayaktayımdır. Ayaktayım deyince uyanmış olmayı değil, duş almış, tıraş olmuş ve uygun bir kıyafet giymiş olmayı kastediyorum. Şu sıra bakıyorum bu da yetmiyor. Yani benim tek başıma erken kalkmam ve çalışmaya başlamam yetmiyor. Artık projelerimizde başarılı olabilmek için ekip olarak haftada birkaç gün sabah dörtte, beşte ofis alanında buluşmamız gerekiyor. Buna rağmen de zaman yetmiyor. Projelerin bitirme sürelerinin gerisinden gidiyoruz. Türkiye'nin genel gündemi de kara delik misali. Çalışmanın ve proje üretmenin, projeleri hayata geçirmenin dışında enerji emen her şey var. "Kazandıran Seçim Kampanyaları" diye bir kitap okudum geçenlerde. Kitap bir belgesel niteliğinde 1970'lerden günümüze seçimlerde kullanılan haber ve ilanları içeren bir çalışma. Bir ülkenin 1980'de, 1990'da, 2000'de konuştuğu tartıştığı konular değişmez mi? Kitaba bakıyorsunuz, hep aynı şeyler tartışılıyor; ama projeler yok. Şu sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni tebrik etmek istiyorum. İstanbul'un trafik sorununu çözmek için 24 saat çalışıyorlar. Metrobüs projesi trafik sorununu çözer mi bilmiyorum, ama en azından insanların 24 saat çalıştığını gördüğüm, katma değer üretmeye odaklı bir proje.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-9095312770744013204?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/9095312770744013204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=9095312770744013204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/9095312770744013204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/9095312770744013204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/11/zeka-ve-yetenek-yetmiyor.html' title='Zeka ve Yetenek Yetmiyor'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2658947702863792249.post-2609831369485941888</id><published>2008-10-11T17:28:00.000-07:00</published><updated>2008-10-11T17:29:18.871-07:00</updated><title type='text'>Rasyonellik-Mantık yürütme</title><content type='html'>Problemler, belirli bir sebebin sonucunda ortaya çıkarlar. Çaydanlıktaki suyun kaynamasına yol açan, çaydanlığın altındaki ateştir. Üşümemize sebep olan, havanın soğuk olmasıdır.Bir sınavdan iyi sonuç alamamamızın sebebi, yeterince hazırlanmamış olmamızdır. Gerçekleşen her şeyin olmasına yol açan başka bir sebep vardır.Bir çocuk geç uyandıysa, geç yatmıştır. Geç yatmasının sebebi, televizyondaki bir programa takılmasıdır. Televizyondaki programa takılmasının sebebi, onun en sevdiği yıldızın programda olmasıdır. Bir sonuç, birçok olayın birbirine neden olmasıyla ortaya çıkıyor. Bu örnekte çocuğun geç uyanmasına arka arkaya birçok şey sebep olmuştur.Bir problemi çözmek için problemin kaynağını bulmak ve bu sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Bir eve yüksek su faturası geliyorsa, muhtemelen bir yerde bir su kaçağı vardır. Bu su kaçağına yol açan delik bulunur ve tıkanırsa su faturaları düşer.Bir problemin kaynağını bulmak için kullanılan temel soru "Neden?" sorusudur. Problemle karşılaşıldığında "Neden bu olur?" diye sorulduğunda, bu soru bizi bir başka nedene götürür. Bulduğumuz cevaba bir kez daha "Neden?" diye soracak olursak yeni bir cevap daha buluruz. Temel sorumuz olan "Neden?" sorusunu sormayı sürdürürsek sonunda gerçek nedene erişiriz.Örneğin bir evde müzik seti sık sık bozuluyor. Neden bozuluyor? Çünkü sık sık sigortalar atıyor. Peki neden sigortalar atıyor? Çünkü sigortalar bazen kısa devre yapıyor. Neden sigortalar kısa devre yapıyor? Çünkü sigorta kutusuna bazen bir miktar su geliyor. O zaman da kısa devre yapıyor. Neden sigorta kutusuna su geliyor? Çünkü çatı akıyor. Neden çatı akıyor? Çünkü çatıdaki kiremitlerden bir tanesi kırık, su oradan geliyor. Kiremit neden kırık? Çünkü anten takmaya gelen usta kiremite bastı ve kırdı.Bu örnekte kiremidi değiştirdiğimiz zaman, müzik setinin bozulma sorununu ortadan kaldırmış oluyoruz. Müzik setini sık sık tamirciye götürmek bir çözüm değil ya da sigortaları değiştirmek. Ana sebep ortadan kaldırıldığı zaman kalıcı çözüm sağlanmış oluyor. Kök nedeni ortadan kaldırabilmek içinse arka arkaya "Neden?" diye sormak gerekiyor.Mantık yürütmede sapılabilecek yanlış bir yol da vardır. Yetersiz done ve bilgiyle bir sonuca varmak. Bir film ekibi, çölde çekim yapıyormuş. Oradan geçen bir yerli, yönetmene demiş ki, "Yarın yağmur yağacak. Hazırlıklı olun!" Yönetmen çekimi iptal etmiş. Gerçekten ertesi gün sağanak yağmur yağmış.Yönetmen, yerlinin yaptığı uyarıya bayılmış ve sekreterine bu adamdan para karşılığı her gün hava tahmini almasını istemiş. Gerçekten adam hava tahmini veriyor ve tüm tahminleri de doğru çıkıyormuş.Çok önemli bir çekim öncesi yönetmen yerliye bizzat sormuş: "Yarın hava nasıl olacak?"Yerli omuzunu silkmiş: "Bilmiyorum, radyo bozuldu."Bu küçük fıkradaki yönetmen, yerlinin hava raporunu doğru söyleyince onun özel bilgi toplama yolları olduğu sonucuna varıyor. Gerçekçi bir sonuca ulaştıracak akıl yürütme, sebep-sonuç ilişkisiyle birlikte, bu sebep-sonuç ilişkisini açıklamaya yeterli ve doğru bilgi ile gerçekleştirilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2658947702863792249-2609831369485941888?l=siradisiyasam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/feeds/2609831369485941888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2658947702863792249&amp;postID=2609831369485941888' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/2609831369485941888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2658947702863792249/posts/default/2609831369485941888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siradisiyasam.blogspot.com/2008/10/rasyonellik-mantk-yrtme.html' title='Rasyonellik-Mantık yürütme'/><author><name>siradisi yasam becerileri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08894019221916811648</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_5hI9XhK_Ty8/SPFCUMcT0QI/AAAAAAAAAAM/Nqh3Ww3h2yU/S220/siradisi+yasam.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
